11 Ocak 2019 Cuma

Namlu Üretim Teknolojileri-2


SOĞUK DÖVME NAMLU
Neden bir ateşli silah için soğuk dövme namluya ihtiyacınız var? Ateş oranı yüksek bir makineli tüfeğiniz varsa, ihtiyacınız var demektir.
Alman yapımı MG-42 makineli tüfek, soğuk çekiç dövme namlu kullanan bir ateşli silah örneğidir. Silahın dakikada yaklaşık 1200 mermi atım kapasitesi vardır, bu yüzden atış esnasında namluları bitirir. Almanların bu namluya çok ihtiyacı vardı ve çok hızlı bir şekilde üretebilmeleri gerekiyordu.
Bu silahın başka öne çıkan özellikleri var mı bilmiyorum ancak namlu iç kaplaması genellikle çok iyi olduğundan, bunlar oldukça iyiler.
Soğuk çekiç dövme işleminin çelikte yarattığı gerilme miktarı muazzamdır ve namlunun tamamlanmasından ve hizmete sunulmasından önce gerilmeyi gidermek için namlunun ısıl işlem görmesi gerekir. Bununla birlikte, çekiç dövme işleminde, çeliğin ve namlunun iç kesiminin özellikle yivlerin sertleşme işlemine tabi tutulması ile oldukça sert ve dayanıklı yapılabilir.
Bir makineli tüfek için stresi alınmış ve sertleştirilmiş bir namlu çok önemlidir ve genellikle sert kromla yapılır. Bir soğuk dövme namlunun üreticiye en büyük avantajı, böyle bir namluyla donatılmış tüfeğe ihtiyacı olan son kullanıcıların çok olmasıdır.

Soğuk dövme namlu nasıl üretilir?
 Üretimi hızlandırma adına Alman mühendisler, makineli tüfek namlusunu şekillendirmek için çekiç dövme işlemine başladılar. İlginç bir şekilde, Remington birkaç yıl sonra ters bir yaklaşımla namluyu içten dışa doğru zorlayan button rifling tekniğini geliştirdi. Bu iki farklı metot, iki namlu tipinin davranışında büyük rol oynamaktadır.
Bu arayışların sonucu olarak Avusturya’da 1946’da soğuk dövme namlu üretim makineleri üretildi. Avrupalı silah üreticileri savaştan hemen sonra bu teknolojileri kullanmaya başlarken Amerika 1060lara kadar namlu üretim teknolojileri ile ilgilenmedi.
Bildiğimiz kadarıyla ABD’de soğuk dövme metodunu ilk kullanan TRW dir ve bunu M14 tüfeği üretiminde kullanmıştır. RW ateşli silah üretici değildir ancak onun seçilmesine etki eden faktör havacılık ve otomotive parçası makineleri üreticisi olmasıdır.
Ordudonatım subayları TRW’nin otomotive parçaları kitlesel üretim metodunu kullanarak daha düşük maliyetli ve çok kaliteli namlu üretilebileceğine inandılar ve TRW’yi ikna etmeyi başardılar.
Bugün Sturm, Ruger şirketleri 6 adet namlu üretim makinesi ile askeri ve sivil amaçlı namlu üretimi gerçekleştirmektedir. Remington bu şirketlerden daha fazla makineye sahip olup üretimlerine devam etmektedir. ABD’de 20 civarında soğuk dövme makinesi halen aktif olarak namlu üretimi yapmaktadır.  Makinelerin her biri bir milyon USD civarındadır.
Basit bir matematik hesabıyla son 20 yıl içinde ABD’ye ihraç edilen soğuk dövme makinelerinin toplam bedeli 20 milyon USD bulmaktadır. Ancak ABD’liler için namlu üretiminden ziyade her gün kilometrece kullanılan araç yedek parça üretimi daha cazip gelmektedir. Bu makinelerle elde edilebilecek hassasiyet çok üst seviyededir.
Namluyu mandrelde şekillendirmek oldukça kaba bir işlem gibi görünse de, süreç aslında biraz incelik gerektiriyor. İnce kısımlar, yiv ve set  boyutlarının olağanüstü kontrolünü sağlar. Örneğin, mandrel konik hale getirilir ve dövme sırasında namlu uzunluğu boyunca hareket ettirilebilir.
İlk önce, mandrelin namlu içinde tam olarak konumlandırılmasıyla, 0.0001 inç gibi bir hassasiyetle belirli bir genişlik elde edilebilir.
İkincisi, dövme sırasında mandrenin konumunu ayarlayarak, operatör konik bir delik oluşturabilir.
Bu bize Alman savaş sanayinin II.Dünya savaşı esnasında konik delikli ve sıkma delikli namluları nasıl ürettiğini göstermektedir. Aslında, üretim bantlarında yüksek hızlı kinetik enerji turları ile tungsten-karbür delici kullanarak sıkma delikli namlu ürettiler.
Çok ilginç görüntülerden biri de alet üreticilerinin çekiçlerin aşınmış yüzeylerini yeniden yapılandırmak ve eski haline getirmek için bir yüzey taşlama aleti kullanmalarıdır. Çekiçlerin her 1000 üretiminden sonra bakıma ihtiyaç gösterirler.
Bu devasa dövme makinelerinin çelik çubukları şekillendirerek top ve tank namlusuna dönüştürmesi gerçekten etkileyici bir işlemdir.
 Bu sürecin güçlü yanları hız ve doğruluktur ve bu teknolojiyi kullanmanın önündeki en büyük engel, elbette, son derece pahalı olmasıdır. 

Namlu Üretim Teknolojileri-1


NAMLU ÜRETİMİ
          Silah imalatçılarının çoğu kendi namlularını üretmemektedirler. Aynı atölyede namlu üretmek daha farklı ekipmanlar gerektirdiğinden ve silah üreticilerinin nispeten namlu üreticilerinden daha az namlu ihtiyacı olduğundan kapasitenin boşta kalmasından dolayı silah üretim maliyetlerinden kaçınmaktadırlar.  En basitinden bu nedenlerle namlu üretimi gibi başka bir alanın ortaya çıkmış olmasını açıklayabiliriz.
Namlu üretiminde yaygın olarak kullanılan üç metot vardır. Bunlar cut, button ve hammer forging olarak bilinir. Her üç metot da kaliteli namlu üretmek mümkündür.  
Cut Rifling
            Cut rifling en eski metot olup 500 yıldır kullanılmaktadır. Almanya’da icat edildiği bilinmektedir.
            Temelde, her zaman olduğu gibi gerçekleştirilir, tek istisna, kesimi yapmak için kullanılan ekipmandır. Basitçe açıklamak gerekirse kesilmiş namlu içinde yiv ve setleri oluşturmak için çelikteki olukların kesilmesini veya kazınmasını içerir.
            Günümüzde; kesicinin her bir geçişi ile az miktarda çeliğin kesilmesi ve çıkarılması amacıyla, namlunun delinmiş ve oyulmuş deliğine bir kesici yerleştirmek için özel ekipmanlar kullanılmaktadır.
            Kesim devam ederken, çelik çubuk veya kesici namludaki bükümü oluşturmak için yavaşça döndürülür. Bu tür büküm normal olarak, delikte bir tam dönüşü tamamlamak için gereken inç sayısı ile belirtilir.
            Örneğin, 30-06 için normal büküm onda bir veya 1:10'dur. Bu, tüfeğin deliğe bir tur atılması için on inç gerektirdiği anlamına gelir.
            Kesici, yivlerin istenen derinliğe ulaşabilmesi için birçok kez kesme işlemini tekrarlanması gerekir. Bir namluda yivlerin sayısı değişkendir, ancak üç, dört ya da altı en yaygın olanıdır.
Button Rifling
Belki de günümüzde namlu üretim teknikleri arasında en yaygın kullanılan button rifling tir.
Bu yöntemde, derin delik delme ve raybalama, cut rifling sistemi ile aynıdır, ancak bitmiş deliğin button rifling sistemi için hafifçe altı çizilmiştir. Namlu üreticisi ya kendisi yapar yada button’un tersine dönen izlenimini veren karbon button kullanır.
Delik delindikten ve raybalandıktan sonra, bu button ya delik içine itilir veya çekilir, esasen namlunun için ütülenir.
Button’ı çekip veya itmenin  en iyi yöntem olup olmadığı, tartışma konusu olmaya devam etmektedir. Button rifling yöntemini kullanan namlu üreticilerinin çoğunluğunun çekme yöntemini tercih ettikleri tespit edilmiştir. Her iki yöntemle de kaliteli namlular üretmek mümkündür.
Hammer-Forging Rifling
          Üçüncü metot ise çekiç dövme metodudur.
            Başka bir Alman yöntemi olarak biline çekiç dövme metodu namlu üreticileri arasında yaygın olarak kullanılmamaktadır.
             Ancak birçok fabrika bunu yapmaktadır.  Çekiçle Dövme ekipmanlarının maliyeti çok yüksektir. Sadece yüksek miktarda namlu üretimi için uygundur.
            Çekiç dövme yöntemi button rifling yöntemine çok benzemektedir. Bu yöntemde namlu delinmesi ve raybalanmasında farklı bir sistem kullanılır. Ancak çelik çubuk çapı çok daha kısa ve çok daha kalındır. Çelik çubuk, namluyu (yatağı ve dış konturu da içeren) tersten kavrayan tam olarak bitmiş bir delik ölçüsündeki mandrel üzerine yerleştirilir.
            Bu mandrel, kubbeli çelik çubuğa takılıyken, daha sonra, yalnızca delik içindeki namluyu oluşturmakla kalmayıp, aynı zamanda bazı makineler namlu kalıbının dışını son kontura kadar oluşturmak üzere, kalıbı tam anlamıyla çeliği çakan çekiç makinesine yerleştirilir.
Avusturya'dan Steyr firması namlularının çekiçle dövüldüğünü ve spiral çekiç izlerinin namlu dış yüzeyinde kaldığını gururla ispatladı.
Bu sistem, miktar ve kaliteli namlu üretiminde çok hızlı ve çok verimlidir. Çekiç Dövme makinelerinin en iyileri, her üç veya dört dakikada bir namlu üretebilmektedir.

Yaygın olarak tespit edilen görüşe göre; çekiç dövme yöntemi her üç yöntem için en az arzu edilen kalitede namlu ürettiği tezi doğru değildir. Bu üç yöntemin hepsi kullanılarak çok yüksek kalitede namlu üretilebilmektedir. Her üç yöntemin de ürettiği namluların kalitesindeki en büyük farkın, operatörün tecrübesine ve yeteneğine kullanılan ekipmanın durumuna, kullanılan metoda göre daha fazla bağlı olduğunu değerlendirilmektedir.

10 Ocak 2019 Perşembe

Goebbels Diyor ki



Adolf Hitler'in Propaganda Bakanı Josephs Goebbels'in propaganda taktikleri, devletlerin ve devlet adamlarının haleti ruhiyesini ve halkın sürü psikolojisini çok güzel açıklar;

“insanların beyin tembelliğini gördükçe, her istediğimizi yapabiliriz”

“yalan söyleyin, mutlaka inanan çıkacaktır. olmazsa, yalana devam edin”

“bir şeyi ne kadar uzun süre tekrarlarsanız, insanlar ona o kadar fazla inanırlar”

“bir insana yalan olsa bile bir söylemi sürekli tekrarlarsanız, o söylemin nereden geldiğini unutur ve kendi fikri gibi benimser ve savunur”

“söylediğiniz yalan ne kadar büyük olursa o kadar etkili olur ve insanların o yalana inanması da o kadar kolaylaşır”

“halkı her zaman ateşleyin, asla soğumasına ve düşünmesine izin vermeyin”

“halk büyük yalanlara, küçük yalanlara göre daha çabuk inanır”

“hatalı olduğunuzu ya da yanlış yaptığınızı asla kabul etmeyin”

“asla rakibinizin üstün bir yanı olduğunu kabul etmeyin”

“asla kendinizden başka birine hareket alanı bırakmayın”

“asla kabahat ve suç üstlenmeyin”

“sadece bir rakibinize odaklanın ve kötü giden her şeyin suçunu onun üzerine yıkın”

“yargı devlet hayatının efendisi değil, devlet politikasının hizmetkârı olmalıdır”

“bana vicdansız bir medya verin, size bilinçsiz bir halk sunayım”

“her zaman etrafınızda bir yalaka ordusu bulundurun”

“prestij ve karizma sahibi lider, propaganda işini çok kolaylaştırır”

“ilk sözü kim ne kadar güçlü ve bağırarak söylerse, o kazanır”

“önemli olan aydınlar değil kitlelerdir. çünkü onları kandırmak çok kolay”

4 Ocak 2019 Cuma

DÖVİZ KURU NEDEN YERİNDE DURAMIYOR

KUR NEDEN OYNAK

Çünkü tüm sektörlerde ciddi bir nakit krizi ile karşı karşıyayız. Kamuda, bankalarda, reel sektörde, hane halkında.

Bankacılık sektörününde özellikle  kamu bankalarında kredi daralması yıllık bazda yüzde 0,6 düzeyinde, özel bankalarda ise kredi hacmi yıllık bazda yüzde 17,6 küçülmüştür. 

En güvenilir büyüme göstergesi PMI endeksidir (50,0 üstü büyüme, 50,0 altı küçülmedir). Endeks, ekonomideki daralmanın giderek sertleştiğini gösteriyor.

Sizce kredi faizleri yükselince reel dünyadan gelen kredi talebi mi düştü? Kendimizi kandırmayalım. Reel sektör krediye muhtaç durumda, ama yatırım yapma telaşından değil. Borçlara takla attırmak ve “ne pahasına olursa olsun” günü kurtarabilme derdinde firmalar, başsız tavuk gibi çırpınıyorlar.

O halde niye kredi vermiyor bankalar? Çünkü “sermaye yeterlilik” denilen bir rasyo vardır. Bankacılığın “kırmızı çizgisi”dir. Bankacılık sektörü sorunlu kredileri (tahsil problemi olan) artınca karşılık ayırır, karşılık eksi bir kalemdir ve dönem net karını düşürür, düşen dönem net karı bilançodaki yerini aldığında özkaynağı negatif etkiler, özkaynak pay bölümünde olduğu için “sermaye yeterlilik” rasyosunu bozar. Bu rasyonun BDDK tarafından belirlenmiş zorunlu bir alt sınırı vardır, o sınıra yaklaşınca babanız gelse kredi açamazsınız.

Bankalar kredi açabilsin diye, Türkiye’de yüklü sıcak parası olan ve kurun kaderini tayin eden yabancı yatırımcının asabını daha da bozacak her yola başvuruldu. Sorunlu kredi tanımlamaları gevşetildi, olmadı. Varlık nedeni “işsiz emekçilere güvence sağlamak” olan İşsizlik Fonu’ndan kamu bankalarına kaynak aktarıldı, olmadı. Olmadı da olmadı. Şimdi çok tehlikeli bir uygulamanın arifesinde olduğumuzu görmekteyiz. 

Merkez Bankası Nisan ayında gerçekleştireceği normal Genel Kurul toplantısını 18 Ocak ’da Olağanüstü Genel Kurul Toplantısı olarak yapacağını duyurdu. Bu karar, seçim öncesi siyasi popülizmin finanse edilebilmesi için Hazine’ye erken kaynak aktarımı yapılacağına yönelik şüphelere yol açtı. 

Enflasyonda kalıcı düşüş görülmeden ya da bir başka ifadeyle düşüş kalıcı hale gelmeden yapılacak faiz indirimlerinin, yarardan çok zarar getireceği gerçeği böyle bir eylem yapılabileceği endişesiyle döviz talebi yaratıyor.

Kurdaki yükselişin müsebbibi bunlardır.

Betonla büyümedir, ithalata dayalı tüketim ekonomisidir, eğitimin bilimsel anlayıştan uzaklaşmasıdır, kurumsal yapının yerle yeksan olmasıdır, liyakatın yerine sadakatın gelmesidir, bürokrasinin iki dudak arasında olmasıdır, siyasi ayağın ortaya çıkarılmamasıdır, özgürlükleri hiçe sayan ve giderek keyfileşen bir yönetim ortamıdır, dört ay önce terfi ettirilen komutanın kızağa alınması gibi ciddi yönetim hatalarıdır, cehaletin, karanlığın, çürümüşlüğün galibiyetidir. Maalesef Ulusların Çöküşünde (Doren ACEMOĞLU) belirtildiği üzere çöküşe giden yolu başlangıcıdır.

Sağlıcakla kalın,,

Sadık YILDIZ
İhracat Danışmanı

Kaynak: Erkin ŞAHİNÖZ
               Mahfi EĞİLMEZ

1 Ocak 2019 Salı

İhracata başlamak


İhracata Başlamak


     Yurt içi pazarın daralması nedeniyle artık ihracatı düşünme zamanı gelmiştir. Eğer ihracat konusunda yeterli deneyiminiz yoksa başlangıç sizin için çok zor olacaktır.  Başlangıç sürecine deneyimli bir ihracat danışmanıyla girmek sizlere büyük avantajlar sağlayacaktır.

     Sizlere ihracata yönelik olarak yapmanız gereken hususları aşağıda açıklamaya çalıştım.

1. İhracat ve Pazar Araştırması konusunda danışmanlık hizmeti almalısınız.
2. İhracat Md. lüğü kurmalısınız. İhracat Müdürü ve İhracat Uzmanına ihtiyacınız bulunmaktadır. Bu kişiler Dış Ticaret Uzmanlığı kursu almış ve sertifikalı olmalıdır. 
3. Websitenizi en azından ve öncelikle İngilizce, Rusça, Çince ve Arapça olarak dizayn etmelisiniz.
4. Müşteri Portföyü oluşturabilmek için;
           a.      EUROPAGES, ALİBABA, TRADEINDIA gibi dünya genelinde öncel durumda olan tanıtım sitelerine ücretsiz üyeliklerin yanında birkaç tanesine de tam üye olunmalıdır.  Vergi ve sigorta borcunuz yoksa bu konuda KOSGEB teşvikleri de alabilirsiniz.
          b.      En az birer Yurt içi ve yurt dışı uluslararası fuarlara katılıp stant açmalısınız.  Bu konuda vergi ve sigorta borcunuz yoksa KOSGEB teşviklerinden yararlanabilirsiniz. Yaklaşık olarak her şey dahil bir yurt içi uluslararası fuara katılım; 10.000 Euro, Yurt Dışı fuar katılım maliyeti ise 15.000 Euro bulabilmekte, teşvik geri ödemeleri 3-5 ay sonra olmaktadır. Aşağıda katılabilecek fuarlardan örnekler sunulmuştur. 
                              Yurt içi fuar; Food İstanbul 2019, Gıda Ürünleri ve Teknolojileri Fuarı


Fuar Tarihleri: 04~07 Eylül 2019, Yeşilköy İstanbul
Ürünler: Süt, Et, Şekerleme, Konserve, Çay Ve Kahve, Deniz Ürünleri, Dondurulmuş Hazır Gıda, Yağ, Bakliyat, Baharat, İçecekler, Ambalaj, Paketleme Gıda İşlem, Ambalaj ve Makineleri,
Yurt dışı fuar:
  o   Gulfood 2019, Uluslararası Gıda ve Otel Ekipmanları Fuarı,
17~21 Şubat 2019  |  BEA – Dubai
  o   Anuga, Yiyecek ve Içecek Fuari, 05~09 Ekim 2019  ALMANYA – Köln
c. Yurt içi ve yurt dışı müşteri firma ziyaretleri, toplantılar ve görüşmelere katılım sağlanmalıdır.
ç. TRADEMAP gibi sitelerden Pazar araştırması yapılmalı, ürün bazında potansiyel alıcı ülkeler, firmalar, yıllık alım miktarı, gümrük oranları vsv gibi, inceleme ve analizler yapılarak hedef pazar tespit edilmelidir.
5.      İhracatı destekleme teşvikleri üzerinde çalışılmalı ve yararlanılmalıdır. Örneğin Markalaşma, Turquality, Fuarlara katılım, Dahilde İşleme Rejimi, Serbest Bölgeler, Yurt dışı tanıtım ofisleri vsvs gibi.
6.      Ürünlerin ihracatı için sistem kurmalısınız.
a. Bulunduğunuz bölgede sağlık sertifikaları ve diğer belgeleri ile gerekli kontrollerini Ticaret Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı İl Müdürlüklerinden yaptırılmalı, 
b. Paketleme ve paletleme işlemleri, palet ve konteynır hesaplama ve ihtiyacı belirleme, ambalaj cinsi ebadı özellikleri vs. yaptırılmalı, 
c.    Nakliye firması Konteynır ile ürünü bulunduğunuz bölgeden teslim almalı, 
d. İstanbul / Kocaeli çıkış limanlarının birinde gümrük işlemleri yapılmalı,  müşteriye göre İzmir, Mersin çıkışlı da olabilir.

7.      Ürün fiyatı tespiti yaparken teslim şekli, ödeme şekli, ürün toplam miktarı, ambalajlama şekli, navlun, sigorta ve gümrük ücretlerini de göz önüne almalısınız. 

8.      Bu maksatla; İstanbul merkezli sağlam bir Gümrük Müşavirliği ile çalışmalısınız.   

9.      Ulaştırma ve nakliye önemli, deniz yollarını kullanmalısınız. İyi bir uluslararası nakliye şirketi ile çalışmalısınız. 

10. İyi bir grafiker ile çalışmalısınız. Kısa sürede müşterinin talebi doğrultusunda etiketlere ihtiyacınız olacaktır.

11. Öncelikle bulunduğunuz bölgenin İhracatçılar Birliğine veya herhangi birine üye olmalısınız. 

İhracat konusunda her türlü  sorularınız için bloguma yazabilirsiniz. 
İhracatın gerçekleşmesinin tüm safhalarında yukarıda listelediğim tüm faaliyetleri ve bunların diğer gereksinimlerini kapsayacak şekilde sizlere İhracat ve Pazar Araştırması konusunda danışmanlık hizmeti verebilirim. 

Sadık YILDIZ
İhracat Danışmanı

27 Aralık 2018 Perşembe

Yapısal Reformlar



Sisifos ve Tantalus'un Öykülerinden Dersler

Korint kralı Sisifos, Zeus’un bir sırrını açıkladığı için tanrılar tarafından büyük bir kayayı dik bir tepenin doruğuna yuvarlayarak çıkarmakla cezalandırılır. Her seferinde tam tepenin doruğuna ulaştığında kaya elinden kayar ve dibe düşer. Sisifos her şeye yeniden başlamak zorunda kalır. Bu ceza böylece sonsuza kadar sürecektir.

Albert Camus, ünlü denemesi ‘Sisifos Söylemi’nde yaşamın saçmalığı kuramını kral Sisifos’un kayayı taşıyıp durması ve bir türlü olayı sonlandıramaması üzerine inşa eder. Yaşamın kendisi de tıpkı Sisifos’un bu anlamsız çabası gibidir. Camus’ye göre her gün aynı şeyleri yaparak ve her gün yeniden başlayarak süregiden bir yaşam saçmadır. Buradan Camus’nün ünlü başkaldırı edebiyatına geçiş köprüsü çıkar. İnsan bu saçma yaşama başkaldırmalı ve onu değiştirmeye çalışmalıdır.

Türkiye ekonomisi, içinde bulunduğu labirentten bir türlü çıkamıyor, büyüme, işsizlik, cari açık reel sorunları üçgeninde, birinden ötekine odaklanarak birisini feda etme açmazı içinde bulunuyor. Dış görünümde ya da reel dünyanın dışında bu açmazların yansıması kur, enflasyon ve faiz olarak ortaya çıkıyor. Çoğu kez bu dış görünüme odaklanılıyor ve asıl reel sorunlar üçgeni dikkatten kaçıyor. Türkiye’nin durumu Sisifos’un sürekli ve anlamsız saçma çabasını andırıyor. Bu saçmalıktan kurtulmanın tek yolu Albert Camus’nün dediği gibi saçmalığa başkaldırmaktan geçiyor. Bu başkaldırı reel sorunların çözümüne yönelmek yani yapısal reformlara girişmekle olacak. Bunları yapamazsak sonsuza kadar bu kayayı tepeye taşıyıp duracağız.

Zeus ve Pluto’nun oğulları olan Spylus Kralı Tantalus, sıklıkla Olimpos dağındaki tanrılar sofrasında yemeğe davet edilir. Tantalus, bu sofrada ilk kez gördüğü ve tattığı nektar ile ambrosia’yı çok beğenir ve kimseye belli etmeden bunları çalarak halkına götürür. Böylece tanrıların yiyeceği ölümlü insanların eline geçmiş olur. Tanrılar bu hırsızlığı öğrendiklerinde çok kızarlar, Tantalus’u Olimpos’tan kovarlar ve sonsuza kadar bir havuzda yaşamaya mahkûm ederler. Havuz su doludur ve üzerinde meyve ağaçlarının havuza kadar sarkan dalları vardır. Beline kadar su içinde olan Tantalus ne zaman meyve yemek isteyip dallara uzansa dallar yükselir ve ulaşmak imkânsız hale gelir, ne zaman su içmek için havuzun sularına eğilse sular çekiliverir. Tantalus sonsuza dek ne meyve yiyebilecek ne de su içebilecektir.

Tarımı öylesine ihmal edip öylesine yanlış işler yaptık ki bu toprakların temel ürünlerinden olan mercimek ve nohutu karlar altındaki Kanada’dan ithal eder olduk. Bütün dünya tarıma inanılmaz destekler verirken biz destekleri ya kaldırdık ya da azalttık. Hatta Dünya Bankası’nın önerilerine inanıp doğrudan gelir desteği vererek çiftçilik yapan insanlarımızı tarımdan uzaklaştırıp kentlere taşıdık. Oysa Kanada, tarımı desteklemeye devam etti. Çiftçilik yapacak, tarımla uğraşacak olanlara toprak tahsis etti, maddi destek verdi. Mercimek ve nohutu orada yetiştirip bize satmaya başladılar. Sonuçta biz ihraç edeceğimiz mercimek ve nohutu ithal eder duruma geldik, kendi çiftçimize TL ile vermediğimiz desteği Kanada’ya dövizle verir olduk. Özetle Tantalus’un meyve ağaçlarıyla dolu bir havuzda meyve yiyememesi gibi bir duruma soktuk kendimizi.

Şimdilik Tantalus’tan farkımız sularımızı içebiliyor olmamız. Ne var ki yalan yanlış bir yapılaşmayla sularımızı öylesine kirletiyor ve hor kullanıyoruz ki yakında içme suyunu da ithal eder konuma gelebiliriz. O zaman Tantalus’tan bir farkımız kalmaz.
Bu iki mitoloji öyküsünün uyarlanmasından iki sonuç çıkar (kıssadan hisse):

(1) Yapısal reformlar, sürekli tekrarlanan ve sonuç vermeyen çabaların bir sonuca ulaşmasını sağlayabilir.

(2) Tarım politikamızı değiştirip düzeltmez ve çevreyi kirletmeye devam edersek yiyecek, içecek bulmakta zorlanırız.

Kaynak : Mahfi EĞİLMEZ

18 Kasım 2018 Pazar

Faizler Nasıl Düşer


Faizler Nasıl Düşürülür?
1970’lerde Fiyat belirlemek serbest değildi. Fiyat artırmak isteyenler çeşitli bakanlık temsilcilerinden oluşan Fiyat Tespit Komitesi adlı bir komiteye başvurup oradan onay almak zorundaydı. O dönemde bu izinleri almadan fiyat artıranlarla kolluk kuvvetleri uğraşırdı. Faizler de serbest değildi. Merkez Bankası belirlerdi faizlerin tavanını. Bankalar faizle sağlayamadıkları rekabeti çeşitli ikramiye çekilişleriyle sağlamaya çalışırlardı.
Bunların çoğu dönemin koşullarından kaynaklanan düzenlemelerdi. Döviz kurlarının belirlenmesi sabit kur yöntemiyle yapılırdı. Ayrıca kambiyo denetimi vardı. Kimse istediği dövizi alıp satamaz, bankalarda döviz hesabı açamazdı. Sermaye hareketleri serbest değildi.
1980’lerde Türkiye önce fiyatların belirlenmesini piyasaya bıraktı sonra faizlerin piyasada belirlenmesine ve sabit kur rejiminden esnek kur rejimine geçti. Ardından ekonomi politikasında ağırlık yavaş yavaş maliye politikasından para politikasına doğru kaydı.
Son dönemlerde Türkiye’de ekonomi politikası alanında ilginç gelişmeler yaşanıyor. Bu gelişmeler aslında ekonomi politikası alanında mı değil mi o da tartışmalı ama sanırım en yakın olduğu yer orası. Mesela bunlardan birisi enflasyonla mücadelede fiyat denetlemelerine girişilmesi. Geçmişte de yapıldığı için ilginç bir yanı yok diye düşünülebilirse de ilginçliği bu denetimlerin piyasa mekanizması ve fiyatların serbestçe belirlendiği bir ortamda yapılıyor olmasında yatıyor. Yani bir yanda piyasa sistemi var gibi ama öte yandan da yok gibi. İşin ilginçliği burada.
Bir başka ilginçlik faizler alanında yaşanıyor. Faizler, 1980’lerin sonundan beri piyasada serbestçe belirleniyor. Merkez Bankası, piyasa ekonomisi sistemini benimsemiş ülkelerde olduğu gibi para politikası aracılığıyla faizlere ayar veriyor. Enflasyon yükseldikçe kendi borç verme faizini yükselterek bankaların faizlerini yönlendirmeye çalışıyor. Ne var ki dış finansmana aşırı bağımlı her ekonomide olduğu gibi Türkiye’de riskler arttıkça kur yükseldiği, ithal girdi fiyatları ve dolayısıyla üretim maliyetleri arttığı için enflasyon yükseliyor. Doğal olarak enflasyon yükseldikçe bankalar mevduat müşterisini kaybetmemek için faizlerini artırmak zorunda kalıyor.
Burada yapılması gereken şey enflasyonu yaratan nedenleri ortaya çıkarıp onları önlemeye çalışmak. Örneğin riskler niçin artıyor? Bu artışın ne kadarlık kısmı bizden kaynaklanıyor? Bizden kaynaklanmayanları çözmekte fazlaca bir etkimiz olmayacağına göre bizden kaynaklanan olumsuzlukları çözmeye çalışmamız gerekiyor. Nerede hata yapıyoruz? Risk ve dolayısıyla kur artışının arkasında bizim hangi hatalarımız var? Bu soruların yanıtlarını bulup ona göre politikalar izlememiz gerekiyor. Bunu yapabilirsek enflasyonu düşürebiliriz ve ardından zaten faizler düşer.
Tabii burada işe başlarken faiz ile enflasyonun hangisinin neden hangisinin sonuç olduğu konusunu birbirine karıştırmamak şart. Çünkü bir durumu belirlemeye giderken yapılan en ciddi hata neden – sonuç ilişkilerinin karıştırılmasıdır. Neden – sonuç ilişkisi karıştırıldığında girilen yol çıkmaz sokak olur. Mesela enflasyon neden faiz de sonuçtur. Ne var ki bu ilişki önlenemez de uzayıp giderse bir süre sonra neden ve sonuç yer değiştirmeye başlar. İşte o aşamada kafalar da karışır. Olayın en başına gidip de ilk nedeni bulamazsanız faiz neden enflasyon sonuçmuş gibi görünür olur. Ve o zaman faizi düşürüp enflasyonu düşüreceğinize inanmaya başlarsınız. İşin kötüsü yetkili bir konumdaysanız inanmakla kalmaz uygulamaya da geçebilirsiniz. Mesela 1994 yılındaki kriz bu nedenle çıkmıştır. 1994 krizinden hemen önce faizi düşürerek enflasyonu düşürme yaklaşımı çerçevesinde Hazinenin borçlanma ihaleleri siyasal iktidarca peş peşe iptal edilmeye başlanmıştı. Sanırım sekizinci ihale iptalinden sonra da kriz çıkmıştı.
Son haftalarda Hazinenin borçlanma ihaleleri ilan edilenin çok altında miktarlarla kapatılıyor. Oysa Türkiye ekonomisi bolluk içinde değil. Mesela ödemeler dengesine baktığımızda 34 milyar dolarlık açığın 17 milyar dolarlık kısmının Merkez Bankası’nın döviz rezervi kullanılarak karşılanmış olduğunu görüyoruz. Bu durumda borçlanma ihalelerinin bu şekilde geçilmesinin tek gerekçesi var: Faizleri düşürmek. İhale yapılmayınca faizler niçin düşüyor? Çünkü o zaman piyasada bulunan yüksek faizli tahviller ikincil piyasada ek taleple karşılaşıyor. Mevcut tahvillere talep artması onların fiyatlarının yükselmesi demek. Tahvilin fiyatının yükselmesi ise faizinin düşmesi demek (tahvil fiyatlarıyla faizleri ters yönlü hareket eder.) Bu nedenle tahvil faizleri son dönemde düşüyor. Ne var ki bu kalıcı bir hareket değil. Bu tür baskılamalarda faizler önce düşer sonra bu hareketin altının boş olduğu ortaya çıkınca yeniden yükselmeye başlar.
Türkiye ekonomisinin sorunları var. Bu sorunların çözüm yolları da var. Ekonomi politikası doğru uygulanırsa bu sorunlar çözümlenebilir. Ne var ki buraya kadar yapılan yanlışların faturası o kadar hafif olmayacak. Tabii bunu halka anlatmak da kolay değil. Ama bunları anlatıp doğru politikaları uygulamak yerine enflasyonu kolluk kuvvetleriyle denetlemeye çalışmak ya da faizi düşürerek enflasyonu düşürmek gibi ters bir yola girmek sorunu ağırlaştırmaktan başka sonuç getirmez.
Türkiye ekonomisinin sorunlarının çözümü için atılacak ilk adım faiz takıntısından kurtulmaktır. O zaman enflasyonu düşürmek için yola çıkılır ve faizler de zaten düşmeye başlar. Bunun nasıl olacağının anahtarı ise 2001 krizinden sonra izlenen güçlü ekonomiye geçiş programında saklı. Üstelik o programı AKP hükümetleri uyguladı.

Kaynak : Mahfi EĞİLMEZ